Stajyer | Smmm Stajyer | Smmm Staja Başlama |  

Go Back   Stajyer | Smmm Stajyer | Smmm Staja Başlama | > SM ve SMMM STAJERLERİ > Staja Başlama Sınavı Bilgi Paylaşımı

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-25-2011, 10:14 AM   #1 (permalink)
Senior Member
 
Üyelik tarihi: Oct 2010
Mesajlar: 169
Standart Ticaret hukuku ders notları

İCARET HUKUKU DERS NOTLARI


TİCARİ İŞLETME HUKUKU

TİCARİ İŞLETME


Ticaret Kanunu “Ticari İşletme" esasına dayanmaktadır. Bununla beraber ticari işletme kavramı kanunda tanımlanmış değildir. Sadece kanunun 11.maddesinin 1.fıkrasında "ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler, ticari işletme sayılır.” denilmektedir. Kanunun 12. maddesinin 1.fıkrasında ticarethane sayılacak müesseseleri sıralanarak aynı maddenin 2.fıkrasında "hammadde veya diğer malların makine veyahut sair teknik vasıtalarla işlenerek yeni veya değerli mahsuller vücuda getirilmesi " fabrikacılık olarak tanımlanmıştır. 13. maddede ise ticari şekilde işletilen diğer müesseselerden söz edilerek bunların hangi hallerde ticari işletme sayılacağına ilişkin dolaylı da olsa bir takım ölçüler verilmiştir.

Ticaret Kanunundaki bu hükümleri yanında, Ticaret Sicil Nizamnamesinin 14. maddesinin 2. fıkrası da "bir gelir sağlamayı hedef tutmayan veya devamlı olmayan faaliyetlerle Ticaret Kanununun 17. maddesinde tarif edilen esnaf faaliyeti sınırlarını aşamayan faaliyetler ticari işletme sayılmaz“ hükmünü getirmiştir.

1-Gelir sağlama hedefi: Burada önemli olan gelir sağlama amacının varlığıdır. Gerçekten gelir sağlanmamış olması, hatta zarar edilmiş olması işletmenin ‚“ticari işletme“ sayılmasına engel oluşturmaz.

2-Devamlılık: Bir ticari işletmenin varlığı için o işletmenin devamlı bir nitelik taşıması gerekir. Burada da önemli olan süreklilik amacıdır. Faaliyetin konusu gereği kesintili olması devamlılık ögesini etkilemez. Ticari işletme konusu gereği periyodik de çalışabilir, örneğin okul kantinleri.

3-Belli bir çapı aşma: Bir işletmenin ticari işletme olarak nitelendirilebilmesi için bu işletmenin etkinlik çapının belirli bir sınırı aşmış olması gerekmektedir. Bu sınır da esnaf işletmesine göre belirlenmektedir.

Hangi işletmelerin esnaf işletmesi olacağı Türk Ticaret Kanununun 17. ve 1463. maddeleri ile düzenlenmiştir. Kanunun 17. maddesi „iktisadi faaliyetin nakdi sermayeden çok bedeni çalışmaya dayanmasını ve kazancın ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olmasını öngörür“. Aynı kanunun 1463. maddesi de Bakanlar Kurulunu "yıllık gayri safi geliri kararnamede gösterilecek miktardan aşağı olan sanat ve ticaret erbabının, iktisadı faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede olan sanat ve ticaret erbabı sayılması için kararnameler çıkartmaya“ yetkili kılmıştır. Böyle kararnamelerin çıkarılması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayri safi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz. Bakanlar Kurulunun bu hükme dayanarak çıkardığı kararnamede öngörülen sınırı aşan,her işletme, ticari işletme kabul edilmektedir.

Sonuç olarak ticari işletme; gelir sağlama ve devam amacı ile, esnaf işletmesi sınırlarını aşan ölçüdeki işletmeler olarak tanımlanabilir.


TİCARİ İŞLETMENİN DEVRİ

Türk Ticaret Kanununun 11.maddesinin 2. fıkrasına göre, tesisat, kiracılık hakkı, ticaret ünvanı ve diğer adlar, ihtira beratı ve markalar, bir sanata ilişkin veya bir şahsa ait model ve resimler gibi, bir müessesenin işletilmesi için daimi bir tarzda tahsis olunan unsurlar, sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça ticari işletmeye dahil sayılır.’

Tacirin işletmesi gereği yüklendiği borç ve yükümler, yani işletmenin pasifi de aktiflerle beraber işletmenin bir parçasını oluşturur.

Bunun yanında işletmenin kurduğu ilişkilerin, itibarının, deneyim ve ticari sırlarının, işyerinin ve de müşteri çevresinin yarattığı bir "iş değeri" vardır.

Böylece ticarı işletme bir bütün olarak sözleşmelere konu olabilir. Bu sözleşmelerden birisi de ticari işletmenin devir sözleşmesidir.

Ticari işletmenin devri, alacaklılarına ve iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ancak devrin ticaret siciline tescil ve ilanı ile hüküm ifade eder.Devralan, işletmenin devrinin tescil ve ilanına kadar doğan borç ve yükümlerden de sorumludur. Devreden ise, devrin tescil ve ilanından sonra doğan borç ve yükümlerden sorumlu olmamakla beraber, devirden öncekilerden iki yıl süre ile devralanla birlikte müteselsilen (zincirleme) sorumludur. Bu sürenin başlangıcı, muaccel borçlar için devrin tescil ve ilanı veya alacaklıya ihbar tarihi, müeccel borçlar için ise borcun muaccel olduğu tarihtir.

TİCARİ İŞLETMENİN REHNİ

Rehin için taşınırın rehin alana teslimini arayan Medeni Kanun hükümleri karşısında, ticari işletmenin bir bütün olarak rehni mümkün olamamakta idi.

Ticari işletme Rehni Kanunu ve ilgili diğer hükümlerle ticari işletme rehni düzenlenmiştir. Kanuna göre, ticari işletme rehninde, rehin veren ticari işletme sahibi gerçek veya tüzel kişi, rehin alan ise tüzel kişiliği olan ve sermaye şirketi olarak kurulmuş kredi kurumları, kredili satış yapan gerçek veya tüzel kişi kurumlar ve de kooperatiflerdir.

Ticari işletme rehni sadece ticaret ünvanı, işletme adı, rehnin tescili anında mevcut ve işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş olan makine, araç,alet ve motorlu taşıt araçları, ihtira beratları, markalar, modeller, resimler ve lisanslar gibi sınai hakları kapsar. Ticari işletmede taşınmaz işletme tesisatı ve varsa kiracılık hakkı rehnin kapsamına girmez.

Rehin sözleşmesi, ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu sicil çevresindeki her noter tarafından düzenlenir. Daha sonra da rehin alan veya verenin yazılı talebi ile ticari işletmenin, kayıtlı bulunduğu sicile tescil edilir.

Rehin hakkı bu tescil ile doğar. Tescil ile doğan rehin, üçüncü kişilerin korunması bakımından duruma göre tapu kütüğüne, sınai haklar siciline, maden siciline, nakil araçları siciline ve işletmenin şubesi varsa, şubenin kayıtlı bulunduğu sicile de tescil edilir.

Rehin tescil edildikten sonra işletme sahibi, işletmenin olağan faaliyetlerini sürdürebilmesi için her türlü işlemi yapabilir. Ancak işletmeyi ve rehin kapsamındaki bireysel unsurları devredemez, ayni hakla yükümlendiremez, yerini değiştiremez ve takas edemez. Tüm bu işlemler için alacaklının rızasına gerek vardır.

TACİR

Gerçek kişi tacir: Ticaret Kanunu'nun 14. Maddesinin 1. Fıkrasına göre « Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa, kendi adına işleten kimseye tacir denir". Ayrıca aynı maddenin 2. Fıkrasına göre '”Bir ticari işletmeyi kurup açtığı sirküler, gazete, radyo ve başkaca ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyetli ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Halbuki yine aynı maddenin 3. Fıkrasına göre “Bir ticari işletme açmış gibi ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla ) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi sorumlu olur”. Bu kişilerin 1. ve 2. Fıkrada belirtilenlerden farkı tacir sayılmayıp, tacir gibi sorumlu olmalarıdır. Diğer bir ifadeyle bu kişiler tacir sıfatının getirdiği nimet ve kolaylıklardan yararlanamazlar, buna karşılık bu sıfatın sonucu olan külfetlere katlanırlar.

Tüzel kişi tacir: Türk Ticaret Kanununun 18. maddesine göre bu kişiler üç gruba ayrılır :

1. Ticaret şirketleri: Ticaret Kanununda kollektif, komandit, limited ve anonim şirket olarak sayılmış ticaret şirketleri usulüne uygun olarak tescil edilip, tüzel kişilik kazandıkları anda yasa gereği tacir sıfatını kazanırlar.
2. Amaçlarına varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve vakıflar: Üyelerine kazanç paylaştırmaktan başka amaçlarla kurulan dernekler ve vakıflar, amaçlarına ulaşmak için ticari bir işletme işletirlerse, o takdirde tacir sayılırlar.

Ancak Kızılay gibi kamu yararına olan dernekler, ticari bir işletme işletseler dahi tacir sıfatını almazlar; örneğin Kızılay Derneği Afyon Karahisar Maden Suyu işletmesini işletmesine rağmen tacir değildir.

3. Kendi kuruluş kanunları uyarınca özel hukuk kuralları dairesinde yönetilmek veya ticari bir şekilde işletilmek üzere kamu tüzel kişiler tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler: Burada kastedilen, kendi kuruluş kanunlarına göre idare edilmek veya ticari bir şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet ve belediye gibi kamu tüzel kişilerinin kurdukları tüzel kişilerdir.Bunlar daha ziyade iktisadi devlet teşekkülleridir. Dikkat edilmesi gereken husus bunların kuruluş kanunlarında , özel hukuk kurallarına tabi olduklarının belirtilmesidir.

TACİR SIFATININ SONUÇLARI

l. Her tacir kanun hükümlerine uygun olarak bir ticaret ünvanı seçmek ve kullanmak zorundadır. Bu tacir için hem hak hem de bir yükümdür.

2. Tacirler her türlü borç ve yükümlerinden dolayı iflasa tabidirler. Tacir ticari işletmesini kapatıp ticaret sicilinden terkin ettirse dahi, durumun tescil ve ilanından itibaren daha bir yıl süre ile iflasa tabidir.

3. Her tacir ticari işletmesinin gerektirdiği önemdeki defterleri tutmakla yükümlüdür. Buna aykırı hareket etmesi halinde kendisine bazı özel yaptırımlar uygulanır.

4. Her tacir ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır. Bunun yanında tacirin, kanunlarda tescil ettirilmesi istenen hususları tescil ettirme, ilanı istenen hususları da ilan ettirme zorunluluğu vardır.

5. Tacirler ticari işletmenin bulunduğu yerin ticaret odalarına veya ajanlıklarına kayıt olmak zorundadırlar.

Sanayici olarak kabul edilen kişiler, bunların bulundukları yerde ayrıca sanayi odası varsa bu odaya kayıt olmakla yükümlüdürler. Ancak sanayici kendi ürünleri için ayrıca satış yeri açarsa ticaret odasına da kaydolmaya mecburdur.

6.Türk Ticaret Kanununun 20. maddesinin 2. fıkrasında “her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etme” yükümlülüğü ifade edilmektedir.Burada objektif bir ölçü dikkate alınır. Yani tacirin kişisel durum ve yeteneğine göre göstereceği özen değil, ticaretinin özelliği göz önünde tutularak, tedbirli ve ileriyi makul ve mutad bir oranda gören bir tacirin göstereceği özen ölçü görevini görür.

7. Ticari örf ve adet tacirler bakımından mutlak olarak uygulanır.

8.Türk Ticaret Kanununun 21. maddesine göre “Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Şu kadar ki, hakiki bir şahıs olan tacir, muameleyi yaptığı anda bunun ticari işletmesi ile ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya muamele, fiil veya işin ticari sayılmasına halin icabı müsait bulunmadığı takdirde borç adi sayıdır. Taraflardan yalnız birisi için ticari mahiyette olan mukaveleler kanunda aksine hüküm olmadıkça diğeri için de ticari iş sayılır”.

Gerçek kişi tacirler belirli hallerde bunun aksini ispatlayabilirler. Bir iş “ticari” olarak nitelendirilince, yasa ona belirli sonuçlar bağlamıştır.

9. Tacir ticari işletmesi ile ilgili bir iş veya hizmet görmüş ise, bu iş veya hizmetten yararlanan kişi tacir olsun olmasın, hatta taraflar arasında daha önce ücret kararlaştırılmamış olsa bile, gördüğü işe uygun bir ücret isteyebilir. Ayrıca tacir verdiği avanslar ve yaptığı giderler için ödeme tarihinden itibaren faize de hak kazanır.

10. Ticaret Kanununun 23. maddesi 1. fıkrası uyarınca, ticari işletmesi gereği mal satan, imal eden veya bir iş gören ya da menfaat sağlayan tacir, talep üzerine fatura düzenlemek ve bedel ödenmiş ise bu hususu da faturada göstermek zorundadır.

11. Faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır.

Ticaret Kanununun 23. maddesi 3. fıkrasına göre de, sözlü olarak, telefon veya telgrafla yapılan sözleşmelerin ve beyanların içeriğini teyid eden bir yazıyı olan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, teyid mektubunun yapılan sözleşmeye veya beyanlara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.

12. Tacirlerin Borçlar Kanununda öngörülen bazı koruyucu hükümlerden yararlandırılmasına gerek duyulmamıştır. Tacir sıfatını taşıyan borçlu, Borçlar Kanununun 104. maddesi 2. fıkrası, 161. maddesi 3. fıkrası ve 409 maddesinde yazılı hallerde fahiş olduğu iddiasıyla bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemez.

13. Ticaret Kanununun 20. maddesinin 3. fıkrasına göre tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmek veya sözleşmeyi fesih ya da sözleşmeden dönme amacıyla yapılacak ihbar veya ihtarların geçerli olabilmesi için bunların noter aracılığıyla veya iadeli taahüttlü bir mektupla ya da telgrafla yapılması zorunludur.

Burada önemli olan husus yapılan işte her iki tarafın da tacir ve işin sadece bir taraf için değil her iki taraf için de ticari olmasıdır.

14. Hapis hakkı, kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde alacaklıya, zilyetliği altında bulunan borçluya ait menkul mallar ile kıymetli evrakı iade etmeyerek, bunları alacağının teminatı olarak alıkoyma ve paraya çevirme yetkisi veren bir ayni haktır.

Hapis hakkının doğumu için gerekli olan kanuni şartlardan bir tanesi de, alacaklının zilyetliğinde bulunan menkul mal veya kıymetli evrak ile muaccel alacak arasında tabii bir bağlantının bulunmasıdır. Türk Medeni Kanununun 864. maddesinin 2. fıkrasında alacağın ve zilyetliğin tacirler arasındaki ticari ilişkilerden doğması halinde, bu bağlantının varsayılacağı gösterilmiştir.

15. Ticaret Kanununun 25. maddesinde, tacirler arasında yapılan ticari satış ve trampaların, esas itibariyle Borçlar Kanununun ilgili hükümlerine tabi olacağı belirtildikten sonra, bu tür satış ve trampalar hakkında özel bazı hükümlere de yer verilmiştir. Bu hükümlerin uygulanabilmesi için ortada tacirler arasında yapılan ve onların ticari işletmelerini ilgilendiren bir ticari satış veya trampanın mevcut bulunması gerekir.

Ticaret Kanununun 25. maddesinin 1. fıkrasına göre, sözleşmenin niteliğine, tarafların amacına veya emtianın türüne göre satış sözleşmesinin kısım kısım icra edilmesinin mümkün olduğu veya bu koşulların mevcut olmamasına rağmen alıcının yapılan kısmi teslimi ihtirazi kayıt ileri sürmeden kabul ettiği hallerde, alıcı, sözleşmenin yerine getirilmemesi yüzünden sahip olduğu hakları yalnız teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir.

Aynı maddenin 2. fıkrasına göre alıcının temerrüte düşmesi halinde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden isteyebilir. Bu yolla yapılan satış sonucunda, satış masrafları satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla satıcı tarafından alıcı adına bir bankaya veya banka bulunmadığı takdirde notere tevdi olunur ve durum hemen alıcıya bildirilir.

Yine aynı maddenin 3. fıkrasına göre ise ticari satışlarda malın ayıplığı olduğunun teslim sırasında açıkça belli olduğu hallerde, alıcı durumu iki gün içinde satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Satılanın ayıplı olduğunu teslim sırasında anlamak mümkün değilse, alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmek ve gene bu süre içinde durumu satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Bu ihbar süresinde yapılmazsa alıcı malı ayıp ile birlikte kabul etmiş sayılır.

TİCARİ İŞLERDE FAİZ

Hukuk öğretisinde faiz; belirli bir meblağın bu meblağ alacaklısına sağladığı medeni bir semere (ürün) olarak tanımlanmaktadır.

Faiz çeşitli açılardan ayrıma tabi tutulabilir. Tarafların anlaşması sonucu ödenecek olan faize iradi faiz (akdi faiz), tarafların iradesi dışında ödeme borcu doğan faize ise kanuni veya nizami faiz denir. Bir para tutarını talep hakkına sahip bulunan alacaklıya, bu paradan belli bir süre yoksun kalması nedeniyle borcun vadesine diğer bir ifadeyle paranın iade edilmesi gereken tarihe kadar ödenen karşılığa kapital faizi, para borcunu zamanında ödemeyerek temerrüte düşen (geciken) borçlu tarafından ödenmesi gereken faize de temerrüt faizi denilmektedir. Temerrüt faizi, alacaklının muhtemel zararlarının giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya kanun koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılıktır. Temerrüt faizinin talep edilebilmesi için temerrüt sonucunda bir zarar görmüş olmak gerekli değildir. Ayrıca, sadece ana paraya işletilen basit faiz ve işlemiş faizin ana paraya eklenerek bunun üzerine işletilen faizi ifade eden mürekkep (bileşik faiz) ayrımı da yapılmaktadır.

Ticari işlerde faizin özellikleri :

Borçlar Kanunu’nun 307. maddesinin 2. fıkrasında, ticari işlerde şart edilmemiş olsa dahi faiz verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince, eğer verilen ödünç ticari iş niteliğinde ise, o takdirde sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi ödünç alanın kapital faizi ödemesi gerekir. Aynı şekilde TKm.22’de de, ticari işletmesi gereği bir iş veya hizmet gören tacirin, sözleşmede öngörülmemiş olsa dahi ücret isteme ve verdiği avanslar ile yaptığı masraflar için de ödeme tarihinden itibaren faiz talep etme hakkına sahip olduğu ifade edilmektedir.

Adi ödünç sözleşmelerinde, faizin, belli devreler sonunda ana paraya eklenmesi ve bundan sonra ana para ve faizlerden oluşan yeni tutara tekrar faiz yürütülmesi diğer bir ifade ile bileşik faiz uygulaması yasaktır. Buna karşılık ticari iş sayılan cari hesaplarla, borçlu bakımından ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde bileşik faiz ödenmesi mümkündür.

Gerek adi gerekse ticari işlerde taraflar uygulanacak kapital faizini serbestçe kararlaştırabilirler. Borçlar Kanunu ile Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile kararlaştırılmamışsa bu ödeme, yıllık. TC Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Para borcunu içeren adi ve ticari işlerde taraflar, borçlunun temerrüte düşmesi halinde istenecek temerrüt faizi oranını da serbestçe kararlaştırabilirler. Aksi takdirde borçlu yukarıda, kapital faizine ilişkin olarak belirtilen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. TC Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa dahi ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Temerrüt faiz miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olması halinde, akdi faiz miktarı yukarıda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi akdi faiz miktarından az olamaz.

Aksine sözleşme yoksa, faiz vadenin bitiminden, belli bir vade yoksa ihtar gününden itibaren işlemeye başlar. Aksine konulan şart, hakim tarafından borçlu lehine değiştirilemez.



TİCARET SİCİLİ

Ticaret ve Sanayi Odası veya Ticaret Odası bulunan yerlerde bir ticaret sicili memurluğu kurulur. Oda olmayan veya yeterli teşkilatı bulunmayan odaların olduğu sicil işleri Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca tespit edilecek o il dahilinde yeterli teşkilata sahip odalardan birinin ticaret sicili memurluğu tarafından yürütülür.

Ticaret sicilinin yönetimi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın uygun görüşü alınarak ilgili oda meclisi tarafından atanan bir sicil memuruna aittir. Sicil memurluğunun iş hacmine göre, aynı usulle yeteri kadar yardımcı görevlendirilir. Ticaret sicili memuru ve yardımcıları ile diğer personeli, görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Devlet memuru gibi cezalandırılır ve bunlara karşı işlenmiş suçlar Devlet memurlarına karşı işlenmiş sayılır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, ticaret sicili memurluklarının faaliyetlerini her zaman denetlemeye ve gerekli tedbirleri almaya yetkilidir. Ticaret sicili memurlukları, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından alınan tedbir ve talimatlara uymakla yükümlüdür.

Ticaret siciline, kanunlarda ve Ticaret Sicili Tüzüğü’nde tescil edileceği gösterilen hususlar tescil edilir. Sicile yapılan kayıtlar, yerine göre ya belirli bir hukuki durumun doğumuna neden olur, ki bu durumda sicilin kurucu etkisinden söz edilir; ya da mevcut bir hukuki durumun varlığını ispata yarar. Bu durumda da sicil açıklayıcı bir etkiye sahiptir. Tescil işlemleri tescil, tadil ve terkin olmak üzere üç şekilde gerçekleşir. Bir olayın sicile geçirilmesi tescil, böyle bir olaydaki değişiklik dolayısıyla sicildeki kayıtların değiştirilmesi ve düzeltilmesi tadil, sicile geçirilmiş bir olayın ortadan kalkması veya sona ermesi sebebiyle mevcut kaydın silinmesi işlemi ise terkindir.

Tescil talep üzerine yapılır. Tescil talebi, ilgililer veya temsilcileri yahut hukuki halefleri tarafından yetkili sicil memurluğuna dilekçe ile olur. Kanunda aksine hüküm olmadıkça, tescil talebi süresi on beş gündür. Bu süre, tescile tabi hususun meydana geldiği, tamamlanması bir senet veya belgenin düzenlenmesine bağlı olan hususlarda bu senet veya belgenin düzenlendiği tarihten başlar. Ticaret sicili memurluğunun yetki çevresi dışında oturanlar için bu süre bir aydır.

Tescil işlemi, kural olarak ilgililerin talebi üzerine yapılmakla birlikte mevzuatta açık bir hüküm bulunduğu takdirde ilgili makamın bildirmesi üzerine veya re’sen de yapılabilir.

Sicil memuru tescil için aranılan kanuni şartların bulunup bulunmadığını araştırmakla yükümlüdür. Tüzel kişilerin tescilinde, özellikle ortaklık sözleşmesinin emredici hükümlere aykırı olup olmadığı ve kanunun zorunlu kıldığı esasları içerip içermediği araştırılır. Tescil edilecek hususların gerçeğe uygun olması, üçüncü kişilerde yanlış bir fikir yaratacak nitelikte bulunmaması ve kamu düzenine aykırı olmaması da gerekir.Sonuçlandırılması bir mahkeme hükmüne bağlı olan veya sicil memuru tarafından kesin olarak tescilinde tereddüd edilen hususlar, ilgililerin talebi üzerine geçici olarak kaydolunur. Bu durumda ilgililerin üç ay içinde mahkemeye müracaat etmeli yahut aralarında anlaşmalıdırlar. Aksi takdirde geçici kayıt re’sen silinir. Mahkemeye müracaat halinde kesinleşmiş olan hükmün sonucuna göre işlem yapılır.

Sicil memurluğunca, ilgililerin tescil, tadil veya terkin talepleri üzerine verilen kararlara karşı tebliğden itibaren sekiz gün içinde sicilin bulunduğu yerdeki ticari davalara bakmakla görevli Asliye Hukuk Mahkemesine dilekçe ile itiraz edilebilir.

Sicile tescil ve kayıt için kötü niyetle gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar için cezai yaptırımlar öngörülmüştür. Ayrıca, gerçeğe aykırı tescil dolayısıyla zarar görenler tazminat talep edebilirler. Aynı şekilde, sicildeki kayıtların gerçeğe uygun olmaması, üçüncü kişilerde yanlış bir fikir yaratacak nitelikte bulunması veya kamu düzenine aykırı olması halinde, bu durumu öğrendikleri halde düzeltilmesini istemeyenler ile tescil olunan bir hususun değişmesi veya sona ermesi yahut kaldırılması dolayısıyla kaydın değiştirilmesini veya silinmesini istemeye veya yeniden tescili gereken bir hususu tescil ettirmeye mecbur olup da bunun yapmayanlar bu kusurları yüzünden üçüncü şahısların uğradıkları zararları tazmin ile yükümlüdürler.

Ticaret sicili alenidir. Yani herkese açıktır. İspatına gerek olmaksızın sicilin içeriği, saklanan belgeler incelenebilir, bunların tasdikli sureti alınabilir ve bir hususun sicilde kayıtlı olup olmadığına ilişkin tasdikname dahi alınabilir.

Tescilin etkisi, üçüncü kişilerin kayıt edilen hususları bilmeleri bakımından bir varsayıma dayanır. Kayıt Türkiye Sicili Gazetesi ile ilan edildiğinin veya bu ilan bir nüshada tamamlanmamış ise tamamlandığı günü takip eden iş gününden itibaren hüküm ifade eder.

Bazı hususlar tescil ile derhal üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade eder.

Bir husus, usulüne uygun olarak tescil edildiği takdirde, etki alanına giren üçüncü şahısların bu kaydı bilmedikleri yolundaki iddiaları dinlenmez. Buna olumlu etki denir. Örneğin atanan ticari mümessilin azledildiği ticaret siciline tescil ve ilan edilmişse, bundan sonra üçüncü kişilerin azlolunan ticari mümessil ile yapacağı sözleşmeler müvekkili bağlamaz.

Buna karşılık tescili gerektirdiği halde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilan edilmesi gerektiği halde ilan edilmemiş hususların üçüncü kişiler tarafından bilinmemesi asıldır. Buna da olumsuz etki denir. Örneğin ticari mümessil azledilmiş, ancak durum tescil ve ilan edilmemişse, bu ticari mümessilin üçüncü kişilerle yapacağı sözleşmeler müvekkili bağlar.

Ancak durumu tescil ve ilan ettirmemiş olan müvekkil üçüncü kişinin bu durumu bildiğini ispat edebilirse, yapılan sözleşme ile bağlı olmaktan kurtulur.

TİCARİ İŞLETMEDE MERKEZ VE ŞUBE

Her ticari işletmenin bir merkezi bulunmalıdır. Her tacir ticari işletmenin açıldığı günden itibaren on beş gün içinde belli hususları, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür .

Ticari işletmenin merkezi, işletmenin idari, hukuki ve ticari faaliyetlerinin toplandığı ve yürütüldüğü yeri ifade eder.

Tacir işletme kapsamında yürütülen faaliyetin yaygınlaşması karşısında işleri merkezden yönetmek yerine kuracağı yarı bağımsız birimler, yani şubeler aracılığıyla mahallinden yürütmek isteyebilir.

Bir yerin şube sayılabilmesi için gerekli unsurlar şunlardır :

l. Merkeze bağlı olma: Şube ile merkezin aynı gerçek veya tüzel kişiye ait olması gerekir. Şubenin kar ve zararı merkeze aittir. Şube aracılığıyla elde edilen hakların ve üstlenilen borçların sahibi de işletmenin kendisidir.

2. Dış işlerde bağımsızlık: Merkeze bağımlı olan şubenin merkezin yaptığı işlemler türünden işlemleri üçüncü kişilerle kendi başına yapma yetkisine sahip olması gerekir. Bu konuda ticari işletmenin faaliyet alanına göre asli nitelik arz eden işlemleri yapması yeterli görülmektedir.

3. Yer ve yönetim ayrılığı : Merkez ile şube arasında kural olarak yer ayrılığı vardır. Ancak şube başka bir şehirde açabileceği gibi aynı şehirde de hatta merkezin bulunduğu bina içinde dahi kurulabilir. Şube kendi başına işlem yapmaya yetkili olduğundan merkezden ayrı bir muhasebe ve defterlere sahip olması gerekir. Ticari defterlerin mutlaka şubede bulunması ve hesapların orada tutulması şart değildir. Şubeyle ilgili kayıtların defterlere merkez tarafından geçirilmesi mümkündür.

Merkezi Türkiye’de bulunan ticari işletmelerin şubeleri bulundukları yer ticaret siciline tescil ve ilan edilirler.

Şubeler kendi merkezlerinin ticaret ünvanını, şube olduklarını belirterek kullanmak zorundadır.

TİCARET ÜNVANI

Ticaret ünvanı, tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken kullandığı isimdir. Ticaret ünvanı, taciri tanıtmaya ve onu diğer tacirlerden ayırd etmeye yarar. Ticaret ünvanını sadece tacirler kullanabilir.

Ticaret ünvanı, çekirdek ve ek olmak üzere iki unsurdan oluşur. Asli unsuru çekirdektir. Ek kullanılması kural olarak zorunlu degildir.

Gerçek kişi tacirlerde ticaret ünvanının çekirdek kısmı, kişinin kısaltılmadan yazılan ad ve soyadından meydana gelir.

Kollektif şirketlerde, ortaklardan en az birinin ad ve soyadı ile şirket türünü gösteren ibare, komandit şirketlerde ise komandite ortaklardan en az birinin adı ve soyadı ile şirket ve türünü gösteren ibare ticaret ünvanının çekirdek kısmını oluşturur. Komandit şirketin ticaret ünvanında komanditer ortakların ad ve soyadlarının bulunması yasaktır. Eğer buna aykırı olarak komandit ortağın adı ticaret ünvanına konulursa, bu ortak üçüncü kişilere karşı komandite ortak gibi sorumlu olur.

Limited, anonim ve kooperatif şirketlerin ticaret ünvanının çekirdek kısmı, işletme konusu ile şirket türünü gösteren ibareden oluşur. Eğer bu şirketlerin ticaret ünvanında bir gerçek kişinin ad ve soyadı ek olarak yer alırsa, şirketin türünü gösteren ibare kısaltılarak yazılamaz.

Amacına ulaşmak için ticari işletme işleten dernek ve vakıfların ticaret ünvanı, kendi adlarının aynıdır.

Ticaret ünvanında ek kullanmak kural olarak zorunlu olmamakla beraber, bazı hallerde ek kullanılması mecburiyeti vardır. Tacirin tescil ettirmek istediği ticaret ünvanını daha önce tescil olunmuş ünvanlardan açık biçimde ayırd etmeye yarayacak eklerin yapılması zorunludur. Bu zorunluluk, gerçek kişi tacirler bakımından aynı sicil dairesi için söz konusudur. Tüzel kişi tacirler ise, ünvanlarının Türkiye'nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş olan bir ünvandan ayırdedilmesini sağlamak için ek almak zorundadırlar. Usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret ünvanı sadece sahibi tarafından kullanılabilir. Tescil edilmiş ticaret ünvanları TK.54’e göre özel olarak korunur. Bu çerçevede, ünvanı kanuna aykırı şekilde bir başkası tarafından kullanılan tacir, bu kullanmanın önlenmesini dava edebilir. Haksız olarak kullanılan ünvan tescil de edilmişse, ilk tescili yaptıran tacir ikinci tescilin sildirilmesini ya da ayırd edici bir ek alınmasını ileri sürebilir. Eğer ticaret ünvanının haksız olarak kullanılması bir zarara neden olmuşsa, kusurlu kişiden tazminat da istenebilir. Mahkeme ayrıca, davayı kazanan tarafın talebi üzerine, masrafları aleyhine hüküm verilen kimseye ait olmak üzere hükmün gazete ile de yayınlanmasına karar verebilir. Ticaret ünvanına ek yapma zorunluluğu, şube halinde de söz konusudur. Ayrıca tasfiye haline giren şirketlerde üçüncü kişileri bu durumda haberdar etmek üzere ticaret ünvanına "tasfiye halinde» ibaresi eklenir.

«Türk», «Türkiye», «Cumhuriyet» ve «Milli» kelimelerinin ticaret ünvanında yer alması için Bakanlar Kurulu'nun izni gerekmektedir.

Üçüncü kişilerde yanlış izlenim uyandırabilecek veya kullanılması yasak olan ekleri içeren ticaret ünvanları tescil olunamaz.

İŞLETME ADI

İşletme adı, işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayır detmek için kullanılır. Ticaret ünvanını sadece tacirler kullanabilirken işletme adını esnaf da kullanabilir.

İşletme adını kullanmak mecburiyeti yoktur. İşletme adının nasıl oluşturulacağı işletme sahibine bırakılmakla beraber, seçilecek işletme adının aldatıcı nitelikte olmaması ve kamu düzenine aykırı düşmemesi gerekir. İşletme adının ticaret siciline kaydettirilmesi zorunludur.

HAKSIZ REKABET

Bir tanım vermek gerekirse haksız rekabet, iktisadi rekabetin iyi niyet kurallarına aykırı olan aldatıcı davranış veya başkaca suretle her türlü kötüye kullanılmasıdır. Bu tanıma göre önce iktisadi bir rekabet mevcut olmalıdır. Ekonomik rekabetin ilk koşulu, ortada ekonomik bir etkinliğin bulunmasıdır. Haksız rekabetin ikinci unsuru iyi niyet kurallarına aykırı davranmaktır. Rakibini kötülemek, müşteri çevresini aldatıcı davranışlarla kandırmak gibi hareketler kabul edilemez. Üçüncü olarak da haksız rekabetin varlığı için rekabet hakkının kötüye kullanılmış olması aranmaktadır. İyi niyet kuralları ile belirli olan rekabet özgürlüğünün sınırlarının asılmış olması, kötüye kullanmayı gösterir.

Ticaret Kanununun haksız rekabeti düzenleyen bu genel hükmü yanında, özellikle iyi niyet kurallarına aykırı olup, haksız rekabet fiilini oluşturan bazı özel haller Kanunun 57. maddesinde tek tek sayılmıştır.

Ticaret Kanununun 57.maddesinde sayılan başlıca haksız rekabet halleri şunlardır :

1.Kötüleme : Başkalarını veya onların emtiasını, iş ürünlerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyanlarla kötülemek bir haksız rekabet hali oluşturur. Örneğin, bir rakip işletme sahibinin ticari itibarını sarsacak şekilde iflasın eşiğinde olduğu veya rakip işletmenin ürünlerinde domuz yağının kullanıldığı yönünde söylentiler çıkarılması.
2. Başkasının ahlaki veya mali iktidarı hakkında gerçeğe aykırı bilgi verme: Örneğin, bir kimse hakkında gerçeğe aykırı bir biçimde kötü bilgi vererek onun kredi almasını engelleme hali.
3. Bir kişinin kendisi ile ilgili olarak yanlış veya yanıltıcı bilgi vermesi : Burada bir kişinin kendi iş veya ürünlerini veya üçüncü kişilerinkini aldatıcı bir şekilde överek rakiplerine karşı üstün duruma getirmesi söz konusudur. Burada özellikle, yanlış ya da yanıltıcı beyanlara dayanan aldatıcı reklamlardan söz edilmektedir. Örneğin, bir ürünün "en iyi" olduğu yönündeki reklam gerçeğe aykırı ise bir haksız rekabet hali oluşturur.
4.Yanlış ünvanlar, mesleki adlar ve işaretler kullanma: Örneğin, bir kişinin ürünlerinde hakkı olmadığı halde TSE işaretini kullanması.
5.Karışıklığa (iltibasa) yol açma: Burada karışıklık meydana getirerek başkasının müşteri çevresinden haksız olarak yararlanma söz konusudur. Bu da bir kişinin, başkasının emtiası, iş ürünleri, faaliyeti veya ticari işletmesi ile ilgili benzerlik yaratarak yanılmaya sebep olmakla gerçekleşir. Örneğin "lacoste" markasının ambleminin tekstil ürünlerinde kullanılarak tanınmış bu ürünlerin taklit edilmesi, ya da "Güloğlu" markası ile karışıklık yaratacak. şekilde "Güllüoğlu" markasının kullanılması.
6.Başkasının yardımcılarını görevlerini ihlale sevk etme.
7. Başkasının işçilerini veya diğer yardımcılarını kandırmak suretiyle, o kişinin imalat ve ticaret sırlarını ele geçirmek.
8. Başkasının, iyi niyet kurallarına aykırı bir biçimde ele geçirilen ticaret ve imalat sırlarından faydalanma ve onları başkalarına yayma.
9.İyi niyetli kişileri kandırabilecek şekilde gerçeğe aykırı iyihal veya iktidar belgeleri verme.
10.İş hayatı şarlarına uymama: Rakiplerin de uymak zorunda oldukları kurallara aykırı davranma: Örneğin, İş Kanunundaki çeşitli hükümlere uymamak ya da ilgili meslek kuruluşu tarafından belirlenen indirimli satış dönemleri dışında indirimli satışlar yapmak.

Haksız rekabeti düzenleyen hükümler, hukuksal ve cezai yaptırımlarla korunmaktadır. Haksız rekabet hallerinde açılabilecek davalar şunlardır:

1- Tespit davası : Bu davada haksız rekabetin varlığı saptanır.
2- Men davası : Haksız rekabette bulunan kimsenin haksız rekabetinin durdurulması davasıdır.
3- Haksız rekabet sonucu doğan maddi durumun ortadan kaldırılması, haksız rekabet yanlış ve yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bunların düzeltilmesi davası.
4- Maddi tazminat davası : Haksız rekabetten doğan parasal giderim davasıdır. Ancak haksız rekabet eyleminde bulunan kimsenin kusuru varsa bu dava açılabilir.
5- Manevi tazminat davası : Bu dava için de kusur aranmaktadır. Bu davayı haksız rekabete maruz kalmış gerçek veya tüzel kişiler açabilirler.

Bu davaları, haksız rekabet yüzünden müşterileri, kredisi mesleki itibarı, ticari işletmesi veya diğer iktisadi çıkarları zarar gören veya zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya olan kişiler açabilecekleri gibi ayrıca, haksız rekabet dolayısıyla iktisadi çıkarları zarar gören müşteriler de açabilirler. Ancak, müşterilerin dava açabilmesi için sadece zarar görme tehlikesinin varlığı yeterli değildir. Haksız rekabet yüzünden iktisadi çıkarları zarar görmüş olmalıdır. Ticaret ve Sanayi odaları, esnaf dernekleri, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin iktisadi çıkarlarını korumaya yetkili bulunan diğer mesleki ve iktisadi birlikler dahi kendilerinin veya şubelerinin üyeleri dava açmak hakkına sahip oldukları takdirde tazminat davası dışındaki diğer davaları açabilirler. Ancak bu kuruluşlar, tazminat davası açamazlar. Tazminat talep hakkı sadece zarar gören kişilere ve müşterilere tanınmıştır.

Kendisine karşı haksız rekabet davası açılabilecek kişiler şunlardır :

1. Haksız rekabet fiilini işleyen kişiler. Bunların rakip olmaları gerekmez. Haksız rekabet fiiline dolaylı veya doğrudan katılan her kişi aleyhine bu davalar açılabilir.
2. İstihdam eden. Haksız rekabet fiili, hizmet veya işlerini gördükleri sırada müstahdemler veya işçiler tarafından işlenmiş olursa, bu davalar istihdam eden aleyhine de açılabilir.
3. Yazı sahibi veya ilan veren. Haksız rekabet fiili basın yolu ile işlenmişse tespit, men ve hukuka aykırı durumun ortadan kaldırılması davası yazı sahibi veya ilan veren aleyhine açılır. Ancak, yazı veya ilan yazı sahibinin yahut ilan verenin haberi olmaksızın veyahut rızalarına aykırı olarak yayımlanmışsa; yazı sahibi veya ilan verenin kim olduğunun açıklanmasından kaçınılırsa; veya diğer nedenlerden dolayı yazı sahibi veya ilan verenin ortaya çıkarılması veya aleyhlerine bir Türk mahkemesinde dava açılması mümkün olmazsa, bu davalar yazı işleri müdürü; eğer bir ilan söz konusu ise ilan servisi şefi, yazı işleri müdürü ve ilan şefi gösterilmemiş veya yoksa yayımcı; bu da gösterilmemiş ise matbaacı aleyhine de açılabilir.

Haksız rekabetin men’i veya maddi durumun ortadan kaldırılması (eski hale iade) davalarında fail aleyhine verilmiş olan hüküm, haksız rekabete konu olan ürünü doğrudan doğruya veya dolayısıyla failden elde etmiş olan kişiler hakkında da uygulanır. Ancak bunun için ürünün kişisel ihtiyaç dışında örneğin, satmak için elde bulunduruluyor olması gerekir.

Bu davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve herhalde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.

Haksız rekabet fiili dolayısıyla ceza davalarının açılması da mümkündür.


TİCARİ DEFTERLER

Ticaret Kanunu tacire ticari defterleri tutma zorunluluğu getirmiştir. Buna göre, her tacir ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her iş yılı içinde elde edilen sonuçları tespit etmek amacıyla, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri ve özellikle ismen belirlenen bazı defterleri Türkçe olarak tutmaya mecburdur. Tacirin birden fazla işletmesi varsa her bir işletme için ayrı defter tutulur. Bir ticari işletmenin adi ortaklık aracılığıyla işletilmesi halinde, ortaklar tacir niteliğine sahip olduklarından, her bir ortağın ayrı ayrı defter tutması gerekir. Tacirlerin defter tutma yükümlülüğü, tacirin gerçek veya tüzel kişi olması, işletmesinin nitelik ve niceliği bakımlarından farklıdır.

Gerçek kişi tacirlerin tutacakları defterler, tutulması kanunen zorunlu defterler ve ihtiyari defterler olarak iki gruba ayrılırlar.

İşletmelerinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği zorunlu tüm defterler şunlardır:

l. Kanunda ismen sayılan (onamaya tabi) defterler: Bu defterler yevmiye, kebir ve envanter defterleridir. Bunların açılış ve kapanış onamalarının noterce yapılması zorunludur.

2. Kanunen ismen sayılmayan (beyana tabi) defterler: Bu şekilde tutulması zorunlu beyana tabi defterler, işletmenin nitelik ve niceliğine göre farklı olabilir. Onamaya tabi defterlerin yanında hangi defterlerin beyana tabi defter olarak tutulacağını tacirin kendisi takdir eder. Örnek olarak stok ve sevkiyat veya üretim defteri sayılabilir.

3. Özel hükümlere göre tutulması zorunlu defterler: Örneğin, TK.lll uyarınca tellal günlük defteri.

4. Saklanması gerekli belgeler: Tacirler ticari işletmeleri ile ilgili belge ve yazışmaları saklamakla yükümlüdürler.

Bunlar dışında tacir dilerse, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirmediği defterleri de tutabilir. Bu defterlerdeki kayıtların kendi lehine delil olmasını istiyorsa, tacir bunları da sicil memuruna yıl başında beyanname ile beyan etmelidir.

Eğer bir gerçek kişi tacirin ticari işletmesinin nitelik ve önemi yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defterinin tutulmasına elverişli değilse, diğer bir deyişle tacirin işleri dar kapsamlı ise bu üç defter yerine tacir sadece işletme defteri tutabilir.

Tüzel kişi tacirlerin de tutacakları defterler, zorunlu ve ihtiyari olarak iki gruba ayrılır.

Zorunlu defterler:

1.Kanunda ismen sayılan (onamaya tabi) defterler: Bunlar Ticaret Kanunu'nun 66. maddesinin 1. fıkrasında sayılan defteri kebir, günlük defter, envanter defteri ve karar defteridir.

2. Kanunda ismen sayılmayan (beyana tabi) defterler: Tüzel kişiler gerçek kişilerle bu konuda aynı hükümlere tabidirler.

3. Özel hükümlere göre tutulması zorunlu defterler: Bunlara örnek olarak, anonim şirketlerde pay sahipleri defteri, yönetim kurulu kararları defteri, limited şirketlerde pay defteri gösterilebilir.

4. Saklanması gerekli belgeler: Gerçek kişi tacirler gibi tüzel kişi tacirler de ticari işletmeleri ile ilgili belge ve yazışmaları saklamakla yükümlüdürler ( TK.66/11 ).

Yevmiye Defteri (Günlük Defter) :

Yevmiye defteri, kayda geçirilmesi gereken işlemleri belgelerden çıkararak tarih sırası ile ve maddeler halinde düzenli olarak yazmaya mahsus defterdir. Yevmiye maddelerinin en az aşağıdaki bilgileri içermesi şarttır.
1. Madde sıra numarası
2. Tarih
3. Borçlu hesap
4. Alacaklı hesap
5. Meblağ
6. Her kaydın dayandığı belgelerin türü ve varsa tarih ve numaraları

Defteri Kebir :

Defteri kebir, yevmiye defterine geçirilmiş olan işlemleri buradan alarak sistemli bir şekilde hesaplara dağıtan ve tasnifli olarak bu hesaplarda toplayan defterdir. Defteri kebirdeki kayıtların en az aşağıdaki bilgileri içermesi gerekir.
1. Tarih
2. Yevmiye defteri madde numarası
3. Meblağ
4. Toplu hesaplarda yardımcı nihai hesapların isimleri

Envanter Defteri :

Envanter defterine işletmenin açılış tarihinde ve bunu takiben her iş yılı sonunda çıkarılan envanterler ve bilançolar kaydolunur.



İşletme Defteri :

İşletme defterinin sol tarafına giderler, sağ tarafına gelirler yazılır. İşletme defteri tutan gerçek kişi tacirler, her iş yılı sonunda bilanço yerine işletme hesabı hülasası çıkararak işletme defterine geçirirler. Bu defter de kullanılmaya başlanmadan önce noter tarafından tasdik olunur.


Karar defteri :

Tüzel kişi tacir olan kişiler tarafından tutulan karar defterine, genel kurul veya ortaklar kurulu ve de yönetim kurulu kararları yazılır. Bu defter de kullanılmaya başlanmadan önce notere tasdik ettirilir.

Defterlerin son kayıt tarihinden, belgelerin ise üzerindeki tarihten itibaren 10 yıl süre ile saklanması zorunludur.

Bir tacirin defter tutma yükümlülüğünü yerine getirmeye yetkili kıldığı kimsenin bu defterlere geçirdiği kayıtlar, o tacirin kendisi tarafından tutulmuş kayıtlar hükmündedir. Ticari defterlerin kısmen veya tamamen mevcut olmamasından, yahut kanuna uygun şekilde tutulmamasından veyahut saklanması mecburi olan defter ve kayıtların gereği gibi saklanmamasından doğan sorumluluk doğrudan doğruya işletme sahibine ve tüzel kişilerde idare organının üyelerine veya idare işlerine yetkili olan kimselere ve tüzel kişiliği olmayan ticari işletme ve teşekküllerde onları idareye yetkili olan kimselere aittir. Bunlar, kusuru memur ve müsdahdemlerine yükleterek sorumluluktan kurtulamazlar.

Hakimler, noterler, sicil memurları ve diğer memurlar resmi işlemler dolayısıyla bir tacirin defter tutma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini öğrenince durumu savcılığa bildirmeye mecburdurlar.

Ticari defterlerin teslim ve ibraz edilmesi :

Ticari defterlerin teslim edilmesi ile ibraz edilmesi iki ayrı anlamı olan işlemdir.

Eğer ticari defterlerin her tarafı incelenecekse o takdirde defterlerin teslimi söz konusudur. Teslim de ancak belirli hallerde yapılabilir. Bu haller miras, ortaklık ve iflasdır. Ticari defterler ile, saklanması mecburi olan diğer kağıtların teslimi, miras, ortaklık ve iflas işlerinde istenebilir ve teslim halinde defter, hesap ve kağıtların her tarafı gerek mahkeme ve gerek ilgililer tarafından incelenebilir.

İbraz halinde defterlerin her tarafı değil, sadece uyuşmazlık konusu işle ilgili kayıt ve belgeler incelenebilir. Yargılama sırasında haklı bir çıkarın varlığı ispat olunur ve mahkeme ibraz edilmesini zorunlu görürse, uyuşmazlık konusu işe ilişkin kayıtların sureti çıkarılmak veya bilirkişiye inceleme yaptırılmak üzere mahkeme kendiliğinden (re’sen) veya taraflardan birinin talebi üzerine bunların birine veya her ikisine ait defterler ile saklanması mecburi olan kağıtların ibraz edilmesini emredebilir. Eğer ibrazına karar verilen defter veya belgeler, ibraz kararını veren mahkemenin yargı çevresi dışında bulunuyorsa ve de bunların taşınmaları güçlük arzediyorsa, o takdirde bu defterlerin kanuna uygun olarak tutulup tutulmadıklarının ve bunların ibrazını gerekli kılan hal ve durumun bilirkişi aracılığı ile incelenerek sonucu gösterir bir zabıt varakası tutulması ve rapor alınması ve lüzumuna göre suretlerinin çıkarılıp gönderilmesi ticari defter ve belgelerin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla yükümlü olan mahkemeden istenebilir.

Ticaret Hukuku açısından ticari defterler tacirler arasındaki davalarda delil olarak kullanılabilir.

Ticari Defterlerin Sahibi Aleyhine Delil Olması: Bir davada ispat yükü kendisine düşen taraf, iddiasını kanıtlamak için diğer tarafın tuttuğu defterlere dayanabilir. Taraflardan biri iddiasını sadece karşı tarafın defterleriyle ispat etmek istediğini beyan ederse, mahkeme karşı tarafa ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmesi için süre verir.

Karşı taraf, ticari defterlerini ibraz etmezse mahkeme defterlerin ibrazını istemiş olan tarafa iddiasının doğruluğu hakkında yemin verir. Kendisine yemin verilen taraf yemini kabul ederek yemin ederse, iddiasını kanıtlamış olur.

Defterlerini ibraz etmesi istenen taraf, defterlerini ibraz ederse;

1. İbraz edilen defterlerde, ileri sürülen iddia hakkında hiç bir kayıt yer almamışsa iddia ispat edilememiş sayılır. Başka kanıt da getirilemez ve dava reddolunur.

2. İbraz edilen defterlerde sadece defter sahibinin aleyhine kayıt varsa, bu kayıt defter sahibi aleyhine kesin delil oluşturur. Defter sahibi bundan sonra kendi defterlerinde yer alan kayıtların aksini ancak başka bir kesin kanıtla, örneğin borcunu ödemiş olduğunu karşı taraftan aldığı bir makbuzla ispat edebilir.

Tacir tutmak zorunda olduğu bütün defterleri tutmamış, tasdik ettirmemiş veya beyanname verme yükümünü yerine getirmemiş olsa bile tuttuğu defterlerdeki kayıtlar aleyhine delil olarak kullanılabilir.

3. İbraz edilen defterlerde, defter sahibinin hem lehine hem aleyhine kayıt varsa ve defterler kanuna uygun şekilde tutulmamışsa defterlerin sahibi lehine olan kayıtları dikkate alınmaz.

Ticari defterlerin sahibi aleyhine delil olarak kullanılabilmesi için, defterlerin kanuna uygun şekilde tutulmuş olmasına ve uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir olmasına gerek yoktur.

Ticari Defterlerin Sahibi Lehine Delil Olması: Ticaret Kanunu ile tacirin tutmuş olduğu defterlerin belli şartlar altında kendi lehine delil oluşturabileceği kabul edilmiştir.

Ticari defterlerin sahibi lehine delil oluşturabilmesi için gerçekleşmesi gereken koşullar şunlardır:

1. Uyuşmazlığın her iki tarafının da uyuşmazlık konusu işin yapıldığı tarihte tacir sıfatına sahip olması gerekir.

2. Uyuşmazlık her iki tarafın da defterlerine geçirmesi gereken bir ticari işten kaynaklamalıdır. Diğer bir deyişle iş her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olmalıdır.

3. Delil oluşturması istenen defterler kanuna uygun şekilde tutulmuş olmalıdır. Bunun için her şeyden önce zorunlu tüm defterlerin tutulmuş olması gerekir. İşletmenin nitelik ve öneminin gerektirdiği defterler tutulmamışsa, ismen sayılan zorunlu defter kayıtları ancak sahibi aleyhine delil teşkil eder. İşletmenin nitelik ve öneminin gerektirdiği defterler ise ismen gösterilen ve tasdike tabi olan defterlerle beraber delil olarak kabul olunur.

Ayrıca ismen sayılan zorunlu defterler için tasdik işleminin ve diğer zorunlu defterler için de sicil memuruna beyanname verme yükümünün yerine getirilmiş, yevmiye defteri kayıtlarının süresi içinde deftere geçirilmiş, envanter ve bilançonun eksiksiz, açık ve anlaşılır şekilde düzenlenmiş olması gerekir (TK.69, 70, 72, 75).

4. Uyuşmazlık konusu işle ilgili olarak defterlere geçirilen tüm kayıtların birbirini doğrulaması gerekir.

5. Karşı tarafın, ileri sürülen iddianın aksini kendi ticari defterleri veya diğer geçerli delillerle ispat edememiş olması gerekir. Karşı tarafın defterlerindeki kayıtlar, iddiasını defterlerine dayanarak ispatlamak isteyen davacı tarafın defter kayıtlarına uygun ise, davacı taraf iddiasını ispat etmiş sayılır. Karşı tarafın defterlerindeki kayıtlar, iddiasını defterlerine dayanarak ispat etmek isteyen tarafın defter kayıtlarına aykırı ise veya defterlerinde bu konuda hiçbir kayıt yer almamışsa iddia defterlerle ispat olunamamış kabul edilir.

Karşı taraf defterlerini ibraz etmezse veya defterlerini hiç ya da usulüne uygun olarak tutmamış olursa iddiasını defterleri ile ispat etmek isteyen tarafın defterleri kendi lehine delil oluşturur. Ancak karşı taraf defterlerdeki kayıtları vesika veya diğer geçerli delillerle çürütebilir.

6. Mahkeme tüm bu şartların gerçekleşmesi halinde, kanaatini güçlendirmek için davacıya, defterlerindeki kaydın doğru olduğuna ve halen davalıda yerine getirilmesi gereken bir hakkı bulunduğuna ilişkin yemin vermek zorundadır. Defter sahibi yeminden kaçınırsa, iddiasını defterleri ile ispat edememiş sayılır.

CARİ HESAP

Ticaret Kanununun 87. maddesine göre, iki kimsenin para, mal, hizmet ve diğer hususlardan dolayı birbirlerindeki alacaklarını ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip, bunları kalem kalem zimmet ve matlup şekline çevirerek hesabın kesilmesinden çıkacak bakiyeyi isteyebileceklerine dair bulunan mukaveleye cari hesap denir.

Cari hesap yazılı şekilde olur. Yoksa cari hesap sözleşmesi hüküm ifade etmez. Tarafların tacir olmasına gerek yoktur.

Cari hesabın olabilmesi için en az iki taraf arasında alacak ve borç doğuran para, hizmet ve mal değişimi bulunması ve tarafların karşılıklı olarak bu çeşitli işlemlerden doğan borç ve alacaklarını bağımsız bir biçimde ödeme ve tahsil talebinden sözleşmede belirtilen süreye kadar vazgeçmiş olmaları gerekir.Takası mümkün olmayan alacaklar, belirli bir sebeple sarfedilmek veya ayrıca emre amade tutulmak üzere teslim olunan para ve mallardan doğan alacaklar ile önceden mevcut olan alacaklar cari hesaba geçirilemez.

Hesap devresinin uzunluğu sözleşme yoksa teamül ile belirlenir. Bu da yoksa takvim yılı dikkate alınır.

Devre sonunda hesap kapatılır ve çıkan bakiye tespit edilir. Bu bakiyeyi tespit eden cetvel karşı tarafa gönderilir. Karşı taraf aldığı tarihten itibaren bir ay içinde noterce taahhütlü mektup veya telgrafla itiraz etmezse kabul etmiş sayılır.
Ödeme ancak cari hesap sözleşmesinin sonunda istenebilir.
TACİR YARDIMCILARI

İşletmeyi tacirin kendisi veya yasal temsilcileri işletmekle beraber bunlar ticari etkinliklerinde bazı yardımcılara ihtiyaç duyabilirler. Tacir yardımcıları tacire bağlı olanlar ve bağlı olmayanlar diye iki gruba ayrılır.

Tacir yardımcılarının bir kısmı tacire bağımlı olarak çalışır. Bunlar tacirin talimatları çerçevesinde onun denetimi ve gözetimi altında faaliyet gösterirler. Diğer bir kısmı ise, çalışma yöntem ve zamanını serbestçe belirleme yetkisine sahip, bağımsız yardımcılardır. Acente ve tek yetkili satıcı ise ayrı bir grup içinde özel bir statüde ele alınabilir.

Bağlı Yardımcılar

1. Ticari Mümessil

Ticari mümessil, bir ticari işletmenin işlerini idare etmek üzere atanan kişidir. Ticari mümessilin taciri temsil yetkisinin kapsamı çok geniştir. Ticari işletmenin gayesine dahil her türlü hukuki tasarrufu işletme sahibi olan tacir adına yapabilir. Diğer bir ifade ile ticari mümessil, işletmenin amacına ulaşabilmesi için faaliyet konusuna giren her türlü işlemi yapabilir. Örneğin, işletmeye işçi alabilir, onların sözleşmelerini feshedebilir, malların alım satımı konusunda sözleşmeler yapabilir, tacir adına kambiyo taahhüdünde bulunabilir yani emre muharrer senet, çek ve poliçe düzenleyebilir, işletmeye dahil taşınmazları kiraya verebilir. Ancak, ticari mümessil işletmenin ortadan kalkmasına, tasfiye olunmasına yol açabilecek işlemleri yapamaz, özel yetki verilmedikçe işletmeyi devredemez, işletme üzerinde rehin hakkı kuramaz, müvekkili olan tacirin iflasını isteyemez. Aynı şekilde müvekkili olan tacirin hukuki yapısını değiştirecek işlemlerde bulunamaz. Örneğin, işletmeye ortak alamaz, tüzel kişinin türünü değiştiremez. Fakat eğer işletmenin faaliyet konusu taşınmaz alım satımı ise, ticari mümessil taşınmazlar üzerinde işlem yapabilir. Bu konuda özel olarak yetkilendirilmesine gere yoktur.

İşletme sahibinin iradesi ile ticari mümessilin temsil yetkisi sadece iki halde sınırlandırılabilir. Bunlardan bir tanesi, ticari mümessilin temsil yetkisinin sadece görevlendirildiği şube ile sınırlandırılmasıdır. Bu durumda tacir mümessilin diğer şubeler için yaptığı işlemlerden sorumlu olmaz. İkincisi ise, birlikte temsil şartıdır. Tacir birden fazla mümessil atayarak, kendisi adına işlem yaparken birlikte imza atmaları şartını getirebilir. Tüm bu sınırlandırmaların geçerli olması için, bunların ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi gerekmektedir. Bu sınırlandırmalar dışında yapılan bir sınırlandırma iyi niyetli üçüncü kişiler açısından geçerli değildir.

2. Ticari Vekil

Ticari vekil, ticari mümessil sıfatına sahip olmaksızın bir ticari işletme sahibi tacir tarafından ticari işletmenin bütün veya belirli bazı işlerini yapmak üzere temsil yetkisi ile donatılan kişidir. Eğer ticari vekil tacir tarafından ticari işletmenin tüm işlerini yapmak üzere atanıyor ise, bu kişiye genel yetkili ticari vekil, örneğin fabrika müdürü; ticari işletmenin belirli bazı işlerini yapmak üzere atanıyor ise, bu kişiye de sınırlı (özel) yetkili ticari vekil, örneğin satın alma işleri ile görevli kişi denir. Ticari mümessil bir işletmenin olağan ve olağanüstü nitelikteki tüm işlemleri yapmaya yetkili olduğu halde, genel yetkili ticari vekil işletmenin sadece olağan (mutad) işlerini yapabilir. Ticari vekil özel yetki verilmedikçe ticari mümessil gibi kambiyo taahhüdünde bulunamaz. Genel yetkili ticari vekilin taciri temsil yetkisi, üçüncü kişilere duyurulmak şartiyle sınırlandırılabilir. Bu sınırlamalar ticaret siciline tescil ve ilan edilemeyeceğinden, üçüncü kişilere mektup veya sirküler gönderilerek duyurulabilir.

3. Seyyar Tüccar Memuru

Seyyar tüccar memuru, işletmenin sahibi tacir adına ticari işletmenin merkezinin dışındaki yerlerde tacir adına işlem yapmaya yetkili kişidir. Bunlar, ticari işletmenin faaliyet çevresini genişletmek ve merkez dışındaki yerlere de yaymak için atanır. Seyyar tüccar memuruna, gereğinde işlem yapacağı üçüncü kişilere ibraz etmek üzere bir yetki belgesi verilir. Seyyar tüccar memurları tacir adına üçüncü kişilerle sözleşme yapmak ve bu sözleşmelerle ilgili olarak bedel tahsil etmek yetkisine sahiptirler. Seyyar tüccar memurları ancak işletme merkezinin bulunduğu yer dışındaki yerlerde işlem yapabileceğinden, bu yerlerin merkezin bulunduğu büyük şehir belediyesi sınırları ya da il sınırları dışındaki bir yer olması gerekmektedir.

Ticari vekil veya seyyar tüccar memurundan tacir tarafından temsil yetkisi geri alındığında, bunun mektup veya sirküler göndermek suretiyle üçüncü kişilere bildirilmesi gerekmektedir. Ayrıca verilen yetki belgesi de geri alınmalıdır. Aksi takdirde bu kişilerin iyi niyetli üçüncü kişilerle yapmış oldukları işlemlerle tacir bağlı olur.

Ayrı Statüde Olan Yardımcılar

1. Acente:Ticaret Kanununun 116. maddesine göre ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru müstahdem gibi tabi bir sıfatı olmaksızın bir mukaveleye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde devamlı bir şekilde ticari işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.

Bu tarifin unsurları şöyle sıralanabilir :
a)Bir ticari işletme ile ilgili işler
b)Tabi olmama
c)Belirli bir yer veya bölge içinde faaliyette bulunma
d)Süreklilik ve meslek edinme
e)Mukavele

Tariften anlaşılacağı üzere acente iki türlü faaliyette bulunabilir: 1. Akitlerde aracılık 2. Akitleri işletme adına yapmak.

Acente faaliyet konusu ile ilgili her türlü ihbar, ihtar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları yapmaya ve bunları kabule yetkilidir.

Acentanın bir işletme adına akit yapabilmesi için özel ve yazılı bir muvafakat ile yetki alması gerekir. Bu belge ayrıca tescil ve ilan edilmelidir (TK.121).

Müvekkil acentenin bölgesi içinde başka birine acentelik hakkı veremeyeceği gibi, acente de aynı yer veya bölge içinde birbirleriyle rekabette bulunan ticari işletmeler hesabına aracılık yapamaz (TK.118). Aksini yazılı olarak kararlaştırmak mümkündür. Tekel hakkının bir sonucu da, müvekkilin acentenin bölgesi içinde bir müşteri ile doğrudan doğruya bir işlem yapsa dahi acentenin ücrete hak kazanmasıdır (TK.128).

Acentelik sözleşmesi süreli ise, sürenin sonunda acentelik ilişkisi sona erer. Ancak sürenin sonunu beklemeden de, haklı sebepler olduğu takdirde feshe gidilebilir. Sözleşme süresiz ise taraflardan her biri üç ay önceden bildirimle feshe gidebilir.

2. Tek yetkili satıcı: Uygulamada bu tip sözleşmeye „genel distribütörlük“, „ana bayilik“ de denilmektedir. Tek yetkili satıcı kendisine bırakılan bölgede tekel şeklinde müvekkili firmanın ürünlerini devamlı olarak kendi adı ve hesabına satar ve pazarlar. Tek satıcı işletmeden bağımsızdır, acente gibi yapımcının temsilcisi değildir. Yaptıkları anlaşma çerçevesinde yapımcının malını tanıtmak, sürümünü artırmak, servis istasyonu açarak malın satış sonrası hizmetini vermek vs. gibi işlemlerde bulunmayı tek satıcı taahhüt eder.

Bağlı Olmayan Yardımcılar

1. Komisyoncu: Belli bir ücret karşılığında kendi adına ve müvekkili hesabına kıymetli evrak ve taşınır eşya alım satımını üstlenen kimsedir.

Komisyoncu ile müvekkil arasındaki ilişki iş üzerindedir ve sürekli değildir .

Kendisine verilen işi yapınca komisyoncu ücretini alır.

2. Tellal: Bir ücret karşılığında bir anlaşma fırsatı göstermek veya sözleşmenin yapılmasında aracılık etmek üzere tayin edilen kimsedir. Kısacası, tellal iki tarafı bir araya getirir. Tellal her iki tarafla da anlaşma yapan ve bunlardan ücret alacak olan bir aracıdır. Dolayısıyla tarafsız olmalı ve her iki tarafın da haklı çıkarlarını hakkaniyete uygun bir denge halinde korumalı, bir tarafı. diğer tarafa oranla daha avantajlı bir duruma getirmemelidir. Genel olarak tellallık Borçlar Kanununda düzenlenmiştir.

Ticaret Kanununda ise ticaret işleri tellalına ilişkin hükümler yer almıştır. Kanunun 100. maddesinde tellal "taraflardan hiçbirine ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem yahut acente gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere ilişkin mukavelelerin yapılması konusunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimse olarak tanımlanmıştır.


ŞİRKETLER HUKUKU

1. GENEL OLARAK

Türk Hukukunda şirket tipleri kanunla tespit edilmiştir. Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olan ticaret şirketleri Ticaret Kanunu'nun ikinci kitabında yer almışlardır. Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş şirket tiplerinden birine uymayan bir şirket söz konusu ise bu şirket Borçlar Kanununun 520. madde 2. fıkrası uyarınca adi şirket sayılır.

Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş olan ticaret şirketleri 5 tiptir.
Bunlar:

 Kollektif
 Komandit
 Anonim
 Limited
 Kooperatif şirketlerdir (TK.136).

Ticaret Kanununun 137.maddesi gereğince bu şirketler tüzel kişiliğe sahiptirler. Kişi topluluklarının tüzel kişiliğe sahip olması, onu meydana getiren kişilerden ayrı olarak haklar elde edip, borçlar yüklenebilmesi demektir. Tüzel kişiler; cins,yaş, hısımlık gibi yaradılış icabı olarak, ancak insana ilişkin olanlardan başka bütün haklara ve borçlara sahip olabilirler. Tüzel kişi organları aracılığı ile faaliyetlerini yürütür. Tüzel kişinin kendini oluşturan ortaklardan ayrı, kendine ait bir malvarlığı bulunmaktadır. Aktif ve pasif dava ehliyetine sahip olan tüzel kişidir.
Kişi Ortaklıkları ve Sermaye Ortaklıkları Ayrımı

Ticaret şirketleri kişi ve sermaye ortaklıkları olarak iki grupta toplanmaktadır.

Kişi ortaklıklarında kişisel unsurlar ağır basar, diğer bir ifade ile ortakların kişilikleri önem taşır. Bunun sonucu olarak, aksi kararlaştırılmadığı takdirde her ortak şirketi idare ve temsil yetkisine sahiptir. Ayrıca bu tür ortaklıklarda şirket borçlarından dolayı ortaklar da sorumludur. Şirketin malvarlığından temin edilemeyen alacaklardan dolayı ortakların şahsi malvarlığına müracaat edilebilir. Ortaklar şirket borçlarından ikinci derecede ancak sınırsız olarak sorumludurlar. Kişi ortaklıklarının en tipik örneğini kollektif ortaklıklar oluşturur. Adi komandit şirket de bir kişi ortaklığıdır.

Sermaye ortaklıkların da ise, şirket alacaklıları kural olarak sadece şirketin malvarlığına müracaat edebilirler. Bu tür ortaklıklarda ortaklar sadece şirkete karşı ve taahhüt ettikleri sermaye payını ödemekle yükümlüdürler. Şirket alacaklılarına karşı ortakların bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Ticaret Kanunu bu tür ortaklıklar açısından asgari bir sermaye aramaktadır.
caner isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Reklamlar
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:17 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.